6 Kasım 2010 Cumartesi

Sevilmek için

Evet. Artık bu blog haltına başlıyorum. Kendime söz vermiştim. Bu hafta bir kitap okuyacak ve onu review edecektim blogumda. Fakat bunu yapamadım işte. Okumayı planladığım kitabın dün ilk 2 sayfasını okudum. Ama artık şu süperego hıyarını bir kenara bırakıp biraz da idle takılmak istiyorum. Bunu gerçekten yapabilsem olmak istediğim insana baya yaklaşırdım. Neyse, en azından numara yapabilirim, ‘id’imi önemsiyormuşum, onu hapsetmiyormuşum gibi yapabilirim yani.
O zaman açık konuşayım, madem superegoyu bir kenara koyduk, açık konuşmak lazım. Evet efendim, ben yıllarca kendimi, yazamıyorsun, hiç olmuyor, vıcık vıcık, çok yapmacık oluyor diye diye yemiş bitirmiş bir tipitipim. Bu yüzden de yazabilen insanlara acayip bir saygı ve sevgi duyup, onları idealize edip, bir yandan da kendimi aşağılayıp, böcekleştirdim. Ama şimdi, ne olursa olsun yazmaya karar verdim. Bunu yapmamın da tek nedeni var aslında. Sevilmek. Evet kardeşim, açık açık söylüyorum, amaç: Se-vil-mek. Ve bence aslında herkes de bunun için yazıyor. Ya da, ne yapıyorsa herkes bunun için yapıyor. Neyse konu ben’im şu anda, bu sefer kaçmak yok. Ben kendimi sevmek için ve onun bunun beni sevmesi için, beni duyması, görmesi için yazıyorum bunları. Özelikle de idealize ettiğim süperego temsillerimin –yani aslında yine kendimin- beni sevmesi için yapıyorum bunu. Haydi hayırlara vesile olsun.
Benim küçüklüğümden beri bir fantazim var. Evet, hala da var. O gözümde büyütüp, tanrılaştırdığım insanların beni bir yerlerde okumasını, iç dünyamın ne kadar deli olduğunun farkına varmalarını isterdim. Bunu delilercesine isteyip, bunun hayallerini kurup-bozup-tekrar kurup, bir yerden sonra hissettiğim eziklik nedeniyle bu hayalleri savmaya çalışır, artık uyumak ister ama gözümden gitmeyen imajlardan dolayı uyuyamazdım. Şimdi biraz büyüdüm, kaçabiliyorum beni rahatsız eden şeylerden, artık uyuyabiliyorum, rüyalarımda da ne oluyorsa oluyor işte.
Bir de, işte bak, yazmaya başladım. Aslında artık kimseyi o kadar büyütme ihtiyacı da duymuyorum zaten. Arada oluyor yine. Mesela, R.. R. karşıma çıktı çıkalı, süperego işkencesi altındayım zaten. Belki bu blogun bir nedeni de o. ‘Belki okur’ düşüncesi. Bir yandan da okumasını istemiyorum o ayrı. Yazımdaki imla hatalarını, çocukluklarımı, kendi içimden çıkamayışımı, dünyaya ne kadar ilgisiz kalabilip bencilleşebileceğimi görecek... Aman neyse, kim ne görürse görsün, ben artık kendimi görmek istiyorum, kendimi dinlemek, bir rahat bırakmak istiyorum.
Kıskandığım diğer insanlar gibi.
Yazabilen insanları kıskanıyorum ve onlara acayip gıcık oluyorum aynı zamanda. Çünkü onların kendilerini önemsediklerini, kendilerini engellemediklerini, kendilerine benim gibi dışarıdan bakıp bakıp aşağılamadıklarını, kendilerini fazlasıyla onaylandıklarını düşünüyorum. Ama yazdıkça aslında bunun böyle olmayabileceğini de görüyorum.
Her şey 15 yaşımda başladı, kendimi mahvetme sanatıma gerçekten başladığım yaş. O zaman cevabından tam emin olmadığım soruları tamamen boş bırakmaya başladım. Tam cevabı bilmiyorsam konuşmaya hakkım yoktu.
Ama bu gerzek kognitif sistemim yavaş yavaş değişmeye devam ediyor. Siyah ve beyazların arasına griler eklemeye başladım. İyileşiyorum, yazdıkça da daha iyi olucam.
E haydi o zaman. Başlasın bu yolculuk.

2 yorum:

  1. uzun bir yorum yapmıştım aslında bu posta ama göndermeyi beceremedim. 3 yorumum var:

    1. Bence de yazdıkça daha iyi olacaksın. Bence yazdıkça benim seni neden bu kadar sevdiğimi de daha iyi anlayacaksın.
    2. Bence iyi yazan insanlar kendilerini bilen ama kendilerini ciddiye almayan insanlar. Kendilerini önemsemek yerine, önemli olduklarını bilen ama sokaktan geçen herkesin de en az onlar kadar önemli olduğunun ayırdında olanlar.
    3. Bence gerçekten iyi ve akıcı yazıyorsun. Hey sen süperego, kırırım ağzını!

    YanıtlaSil
  2. bana kalırsa sadece sevilmek için yazmaz kişi. sevmek, niye sevdiğini kavrayabilmek için de yazabilir. bir insanın yazı dolayısıyla neyi, niye sevdiğini anlatabilmesi ise o insanı sevmek için sağlam bir sebep olarak görünür.

    insanın kendi acziyetini soyunması, onu kendinden uzaklaştırması ya da çaresizlik hissi veren her şeyi bir yazının içine koyarak çaresizliğini denetlemek istemesi cesurcadır, bir yazı yazmak, herkes izlerken varlığını ameliyat etmek gibidir aslında.

    başarılı ameliyatlar okuyucunun yazara güvenmesini sağlar, başarısız ameliyatlar okuyucunun "bir yazı nasıl olmalı?" sorusuna başka bir açıdan (nasıl olmamalı?) bakabilmesini sağlar.

    YanıtlaSil